Genç Bayrak Gazetesi

Erhan KIVANÇ’ın Kaleminden

Erhan KIVANÇ’ın Kaleminden

Garitim Rengarenktir

1940-1950’li yıllar içinde garit oyununu çocuklar arasında ilgi çeken,oynanan heyecan duyulan oyunlardan biriydi.Son zamanlarda oynanan çiçoz oyunlarının benzeri bir oyundur.Çiçoz camdan mamuldür.

Garit yağlı topraktan yapılıp çiçozdan biraz ufak olup dört beş renkte ayrı ayrı boyanıp hazırlanırdı.Yere düştümü veya oyun gereği yere düşünce kırılmaz ufalanmazdı.

Gariti mahalle bakkalları satardı.Beş kuruşa yirmi tane olarak satılırdı.Paramız olmadığı zaman bahçelerimizde kümeslerimiz vardı,iki yumurta götürür bakkaldan şeker veyahut garitlerimizi alırdık.

Garit oyunlarının üç ayrı şekilde oynardık.Bir oyun kullik derdik.Kullik oyunu için kaldırım veya duvar kenarına yirmi santim boyutunda bir çukur açardık çukurun başında bir oyuncu vardır ve cura avuç ile garitleri atarak tek mi çift mi oyununu oynar tek dediysem sayılır sayılanlar çift çıkarsa o kullik başındaki kazanır.İkinci oyunumuz bir daire çizeriz,içine beşer tane garit koyarız.

Yaklaşık iki metre ilerisine toprağa bir çizgi çizeriz ilk atışı oradan yaparız.Daireden garit vurup çıkarmak için çıkaramayınca sıra diğer oyuncudadır.Böylece dairenin etrafında sıraya göre çelik bilya ile garitleri daireden çıkarıp kazanılır.

Üçüncü oyunumuz,sisibaş en çok oynadığımız oyundur.Bu oyunda iki,üç yada dört kişiyle oynanabilir bir oyuncu dizisinin başındadır.Oyunculara söyler sisibaş bu baş eder ve ilk oyuncu çelik bilya ile diziye vuramaz ise diğer oyuncuya sıra gelir oda atışını yapar o diziye ortalardan vurursa vurduğu dizide garitleri aşağı kadar alır.

Şayet sisi başı dediği baştaki gariti vurursa ne varsa dizide hepsini alıyor ve oyun bitiyor,sonra tekrar diziler dizilir yeni oyun kurulur ve oyunlar böylece devam eder.

Oyunun ritmine dalarak vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorduk ancak akşam ezanı okunurken kendimize gelirdik.Böylece bir nostalji turumuzu burada tamamladık başka anılarımızda buluşmak ümidiyle

Garitim Rengarenktir

Garitleri dizerim,
Atar vurur geçeriz,
Rast gelirse sisibaş
İtiraz yok arkadaş,
Toplarım yavaş yavaş,
İddiayla oynarız,
Meraklıyız doymayız

II.Murat Saltanatı

Osmanlı Devletinin 6’ıncı padişahıdır.Babası Çelebi Mehmet Annesi Emine Hatundur.Amasya’da 1404’te doğdu.1421’de tahta geçtiğinde imparatorluğun iç durumu karışıktı.Bizans tarafından serbest bırakılan ve Bursa üzerine yürüyen amcası Sultan Mustafa’yı yendi ve yakalatarak öldürttü.1422’de İstanbul’u iki ay dört gün süreyle kuşattı.1432’de Mehmet(Fatih) adını verdiği bir oğlu oldu.1439’da Bosna’yı hakimiyeti altına aldı.2’inci Murat,1444 temmuzunda 12 yaşındaki oğlu ikinci Mehmet’e tahtı bıraktı.Bunu fırsat bilen Avrupa Devletleri,yeniden harekete geçip Haçlı seferleri için hazırlandılar.100 bin kişilik haçlı ordusu Osmanlı topraklarına harekete geçince Saltanat Şurası,Sultan 2’inci Murat’ı yeniden tahta çağırmaya karar verdi.Karar 2’inci Mehmet’e de söylendi.Oğlununda çağrısıyla Manisa’dan Edirne’ye geldi.Tahta geçmedi.Ancak orduların başında bulundu.10 Kasım 1444’te Varna Savaşında Haçlı Ordusu’nu bozguna uğrattı.Zaferin ardından ordunun isteğiyle yeniden tahta geçti.10 yıl sonra Haçlıları 2’inci Kosova Savaşında yeniden mağlup etti.2’inci Murat,3 Şubat 1451’de Edirne’de vefat etti.Sultan 2’inci Murat,bilgin,şair,musiki ve saltanatsever bir padişahtı.

Gülümsemek

Bir köylü kadın,kocasına yemek olarak,bir parça samanı önüne koyuvermiş.

Adam bağırarak:

“Bu ne böyle saman mı yiyeceğiz,delirdin mi sen?”deyince kadıncağızın cevabı şöyle olmuş:
“Ne bileyim?Yirmi senedir sana yemek yaparım,saman yemediğini gösteren tek bir cümle etmedin.”
Bu yüzden:size en yakın olanlardan gülümsemenizi eksik etmeyin.Çünkü ona ihtiyacı olmayan yoktur.
Gülümsemeyen insan,her zaman daha iyi satar,daha iyi öğretir,daha iyi yönetir ve daha mutlu çocuklar büyütür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ