Genç Bayrak Gazetesi

Ocakbaşı Sohbetleri: “Alfabe Tartışmaları – Türklerde Yazı ve Harf İnkılâbı”

Ocakbaşı Sohbetleri: “Alfabe Tartışmaları – Türklerde Yazı ve Harf İnkılâbı”

Türk Ocakları Balıkesir Şubesinin her hafta düzenlediği ocakbaşı sohbetlerinin bu haftaki konusu Harf İnkılâbının 88. yılı olması sebebiyle “Alfabe Tartışmaları – Türklerde Yazı ve Harf İnkılâbı”, konuşmacısı Türk Ocakları Balıkesir Şubesi Başkanı İsmail ACAR oldu. Harf İnkılâbının Türk kültür tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olduğunu söyleyen Türk Ocakları Balıkesir Şubesi Başkanı İsmail ACAR konuşmasında şunları söyledi:

“3 Kasım 1928 Harf İnkılâbı’nın 88. yılındayız.

Harf İnkılâbı, kültür tarihimizin önemli dönüm noktalarından biridir. Ancak aradan 88 yıl geçmesine rağmen hala bazıları tarafından kabullenilememiş görünmekte ve bu sebeple tartışmalara sebep olmaktadır.

Dil ve yazı birbiriyle çok yakından ilgili olmakla birlikte ayrı şeylerdir. Dil, seslerden; yazı çizgi işaretlerinden meydana gelir. Dil değiştirilmez, değişir; alfabe ise değişmez, değiştirilir veya değiştirilebilinir. Alfabenin değiştirilmesi, dilin de değişmesi demek değildir. Bir dil, hangi alfabe ile yazılırsa yazılsın yine aynı dildir. Nitekim Türkçe tarih boyunca en az 15 çeşit alfabe ile yazılmıştır. Göktürk,Uygur,Çin, Tibet, Nasturi, Brahmi, Mani, Soğud, Arap,Slav alfabeleri bunlardandır.

Alfabenin iyisi-kötüsü olmaz. Ancak bir dile uygunu veya uygun olmayanı olabilir. Bir dil için uygun olan alfabe diğer dil için uygun olmayabilir. Çünkü dillerin yapıları, özellikleri birbirinden farklıdır. Bir alfabe ile bir çok dil yazılabildiği gibi, bir dil de bir çok alfabe ile yazılabilir.

Türkler İslâm dini ile tanıştıklarında Uygur alfabesini kullanıyorlardır. Müslüman olduktan itibaren yavaş yavaş Arap alfabesini de kullanmaya başladılar. 14-15. yüzyıllardan itibaren Arap alfabesi yazı hayatımıza hakim oldu.

Arap alfabesi, Türkçenin ses yapısına uygun bir alfabe olmamasına rağmen dini sebeplerle yaygın olarak kullanılıyordu. Fakat, doğru yazma ve okuma konularında da çeşitli zorluklar sürüp gidiyordu.

Arap harfleri ile yazma okuma problemi, genel olarak Tanzimat devrinden sonra başladı. Çünkü, bugünkü anlamda okullaşma başlamış; devlet herkese okul mecburiyeti getirmişti. Basın ve gazetecilik hayatı başlamıştı vs…

Arap alfabesi ile doğru okuma-yazma öğretiminin zorluğu, 1850’lerden itibaren alfabe tartışmalarını başlattı. Bu konuda en önemli tartışmayı, okullar için kitap hazırlamaktan sorumlu Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin başkanı Antepli Münif Paşa başlattı. Münif Paşa’ya göre mevcut alfabe ile doğru okuyup yazmayı öğretmek mümkün değildi. Bir kelimeyi 5-6 çeşit okumak mümkündü. Çünkü Arap yazı sisteminde ünlü (sesli) harfler yazılmazdı. Bir kelime sadece ünsüzlerle yazılırdı. Mesela Mürekkeb kelimesi mrkb şeklinde yazılıyordu. Bu yazılışı hem mürekkeb hem de merkeb okumak mümkündü. İkisi de doğru idi.

Arap alfabesi, Arapça için çok uygun o dile göre geliştirilmiş bir alfabedir. Türkçe için ise uygun değildir. Arapça ünsüzlere dayanan, yazı sisteminde ünlüleri yazılmayan; Türkçe ise ünlülere dayanan ünlüsü çok olan bir dildir. Arapça üç ünlü vardır. Onlar da her zaman yazılmaz.

Diğer taratan Arap alfabesindeki harflerin pek çoğunun karşılığı Türkçede ses olarak yoktur. Türkçedeki bir sese karşılık 3-4 çeşit harf vardır. Hangisiyle yazılacağını önceden bilmek gerekir. Vs vs…

Arap alfabesi ile Türkçe okuyup yazma konusu, Osmanlı coğrafyasında tartışıldığı gibi, Orta Asya Türk topluluklarında da tartışılıyordu. İşte bu konuda kafa yoranlardan biri de Azeri yazar, Mirza Fethali Ahundzâde’dir. Ahundzâde, 1862’de bir alfabe hazırlayıp Osmanlı Hükümetine sunmuştur. Alfabesi ilim heyetince Türkçe için çok iyi ve güzel bulunmuş ancak, Hükümet alfabeyi uygulamaya koymaya cesaret edememiştir. Eğer uygulamaya geçilseydi alfabemiz Padişah Abdülaziz devrinde değişecekti.

Kısaca 1862’den sonra alfabe konusu hep gündemde kalmış ve tartışılmıştır. Tanzimat devrinden Cumhuriyet devrine (1928’e) kadar hemen bütün aydınlar, edebiyatçılar, gazeteciler Arap alfabesinin Türkçeyi doğru okuyup yazmak için yetersiz olduğu konusunda hemfikirdirler. Ayrıldıkları nokta, bazıları alfabenin harfleri değiştirmeden iyileştirilmesini isterken bazıları da tamamen başka uygun bir alfabe alınması taraftarıdır.

Alfabe konusunda 2. Meşrutiyet devrinde Alfabeyi Islah Derneği bile kurulmuştur. Ünlü Enver Paşa, 1914’te Arap harflerini bitiştirmeden ve ünlüleri yazılan bir alfabe şeklinde alfabe değişikliği uygulaması getirmiş fakat başarılı olamamıştır.

Alfabe değiştirme tartışmaları görüldüğü gibi, Cumhuriyet devrinde veya Atatürk tarafından birde ortaya çıkarılmış bir şey değildir. Daha Atatürk doğmadan hem Türkiye’de hem dış Türklerde alfabe tartışılıyordu. Cumhuriyet devrinde Latin alfabesi tartışması 1923’te yeniden gündeme geldi.

1926’da Azerbaycan’ın başşehri Bakü’de 1926’da bütün Türk topluluklarından temsilcilerin katıldığı Birinci Türkoloji Kongresi toplandı. Bu toplantıya 131 delege katıldı. Türkiye’den de Hüsyinzâde Ali ve ünlü bilgin Fuat Köprülü katıldı. Toplantıda, Türkçenin Latin esasına dayanan ünlüleri yazılan bir alfabe ile yazılması gerektiği böyle bir alfabenin kabul edilmesinin çözüm olacağı bütün Türk topluluklarına tavsiye edildi. Başta Azerbaycan olmak üzere Orta Asya Türk toplulukları Latin alfabesine Türkiye’den önce geçtiler. Belki en son Türkiye Latin alfabesine geçti.

Türkiye’nin Latin alfabesine geçmesini tenkit edenlerin bazıları iyi niyetli olmakla berber bilgisizliklerinden böyle davranıyorlar, Fakat asıl bunu içine sindiremeyenler bütünüyle Cumhuriyet’in kuruluşunu ve Atatürk’ü içine sindiremeyenlerdir.

Alfabe değişikliği konusunu tenkit edenler, “Millet bir gecede cahil kaldı.” ; “Arap harfli alfabe Kur’an yazısı, şimdi ondan uzaklaştık” ve benzeri gerekçeler ileri sürmektedir.

Ancak bunlar bilmiyorlar ki halk zaten okuma yazma cahili idi. 25 Şubat 1924’te Meclis kürsüsünden Şükrü Saraçoğlu’nun ifadesine göre, o yıllarda okuma-yazma oranı % 2-3 civarındadır.

Bazıları da Kur’an’-ı Kerim’i yüzünden okuyabilmeyi normal okuma yazmayı bilmek zannetmektedir. Halbuki bunlar ayrı konulardır.

3 Kasım 1928’de yürürlüğe giren 11 Maddelik Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un hiçbir maddesinde Kur’an okumayı veya Arap harfli Türk harflerini yasaklayan bir hüküm yoktur.

Yine Kanun hükümlerine göre, 1930 Haziran ayına kadar süren bir geçiş dönemi vardır. Ancak, o yıl okullarda Latin harfleri ile öğretime; gazeteler de Latin harfleri ile yayımlanmağa başlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz, Arap harfli alfabemizi, üniversitelerin ilgili bölümlerinde kendisi öğretmektedir. “Osmanlıca Dersleri” Arap harfli alfabenin öğretildiği derslerdir. Osmanlı ve daha önceki dönemlerde yazılan eserler de Latin harflerine çevrilmektedir. Hatta, 1930’da alınan bir kararla Arap harfli kitapların derlerde kullanılabileceği belirtilmiştir.

Arap harflerinden Latin harflerine geçişi tenkit edenler, hangi eski eseri, okumak istediler de bulamadılar? İyi niyetli cahiller hariç, bu konuda Latin harflerine geçişi tenkit edenlerin niyeti üzüm yemek değildir.

Diğer taraftan 1926’dan sonra Latin harflerini kabul eden Türk Toplulukları da Sovyet-Rusya’nın baskısı ile 1930’lardan itibaren Latin alfabesin bırakıp Rus_Kiril alfabesine geçirilmişlerdi. Fakat 1990’larda Sovyetler’in dağılmasından sonra tekrar Latin harfli yazı sistemine dönmeye başlamışlardır. Kırım, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan bugün Latin harflerini kullanmaktadırlar.

Özetle, Arap harfli alfabe ile Türkçeyi yüzde yüz doğru yazıp okumak mümkün değildir. Namık Kemal, 1869’da yazdığı bir yazıda, “Beş-altı yıl okula gittikleri halde ellerine bir gazete verilse okuyamazlar; Hatta onları okutan hoca efendiler içinde bile yüzde beş doğru okuyup yazan çıkmaz.” diyor.

Bazılarının zannettiği gibi Harf İnkılâbı ile “halk cahil bırakılmadı, halk zaten okuma yazma cahili idi.” Açılan “Millet Mektepleri” ile halk kısa zamanda okuma yazma öğrenmeye başladı.

Atatürk, Harf İnkılâbı ile kendisinden önce en az 70 yıl tartışılıp çözülemeyen bir meseleyi cesaret edip çözmüştür. Atatürk’e bu konuda da minnet duymalıyız.” dedi.

Başkan ACAR konuşmanın sonunda ocakbaşı sohbetine katılanlara teşekkür etti. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölüm yıldönümü olması sebebiyle 10 Kasım 2016 Perşembe günü saat 20:00’da yapılacak olan ocakbaşı sohbetinin konusunun “ATATÜRK’ün Fikir Sistemi ve ATATÜRK’ün Kültür Politikaları” olacağını söyledi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ