Genç Bayrak Gazetesi

SUR

SUR

Sur, Diyarbakır‘ın dört merkez ilçesinden biridir. Adını, ilçe merkezi ile çevirili bulunan tarihi Diyarbakır surlarından almıştır.

Tarihi geçmişi; çok eskilere, MÖ 7500 yıllarına kadar uzanmaktadır. Son dönemde yapılan arkeolojik kazılarda Dünyadaki en eski yerleşim alanlarının bu bölgede olduğu görülmüştür.

İlçede sırasıyla HurrilerMitannilerHititlerAsurlarMedlerPerslerBüyük İskenderRomalılarBizanslılarAraplarSelçuklular,Osmanlılar ve 30’a yakın uygarlık hüküm sürmüştür.

***

2014 Yılında güneydoğuda pek çok il’e ve ilçeye gitmiştim. Onlardan biride Diyarbakır’ın merkez ilçelerinden olan Sur’du.

Diyarbakır, ülkemizin batısında ki çok ilden daha gelişmiş, gelişmeye ediyordu. Havaalanı, otogarı, alışveriş merkezleri, dünya markaları, yeni yolları, yeni yerleşim alanları, şehrin belirli alanları açık hava şantiyesini andırıyordu.

Öyle ki Merkez caddeleri trafik yoğunluğunu taşımaz hale gelmişti.

Sur’da 3 gün kaldım.

Hazro’u bir asker arkadaşım vardı. Onunla görüşüp hasret giderdik. Bölgenin sorunlarından konuştuk. Barış’ın böyle devam etmesini temenni ederek gittikçe artan bir ekonomik yapıdan ve huzurdan bahsetti. Askerden, ailelerden, oradan, buradan lafladık birkaç saat…

Sonra daldım Sur ‘un sokaklarında gezmeye…

Sur ’un trafiğe kapalı caddesi bana İstanbul-Aksaray’ı hatırlattı…

İşportacılar sağlı sollu dizilmiş… Telefon satanlar, diğer yanda sigara satanlar, yere açtıkları branda üzerinde pantolon tişört satanlar…

Bazı ara sokakları çok izbe, insanı ürkütüyor, yabancı olduğunuzu size hissettirecek kadar.

Fatih Paşa Camii insanı teskin edercesine tüm heybetiyle duruyor.

Kaçak sigara fiyatları Tekel fiyatlarına yakın ama yine de alaka görüyor.

Caddeye otellerin olduğu bölgeden girişte çok güzel bir kadayıfçı var, ciğeri zaten dillere destan…

Esnafın gözlerinin içi gülüyor ileriye dönük umutlu konuşuyorlar.

Diyarbakır’da kendi başına gezen bir ‘’Trabzonluyu’’ görmek kimini şaşırtıyor, kimini meraklandırıyor, kimini mutlu ediyor.

Konuştuğum esnaf hep aynı temennide bulunuyor; terör belasını burada istemiyoruz Devlet barışı sağlasın.

Akşamları,  gündüzleri gibi çok sıcak birde ağustos ayında olduğumuzu düşünürsek… Esen rüzgâr bile sıcak üflüyor adeta…

Bir akşam Sur ‘un güzel kafelerinin birinde oturduk. Diyarbakır ve civar illerde farklı bölümlerde üniversite okuyan 10’a yakın gençle sohbet etme imkânı buldum.

Onlar Diyarbakır’ın dününün bugününü konuşmaktan ziyade Amed’in yarınını konuşalım dediler.

Tabii konuştuk.

Terör, bölgenin kalkınmasına ciddi manada engel olmakla beraber Devletin özellikle kırsalda yetersiz kalmasının bölge halkını zor durumda bıraktığı gerçeğiyle bir kez daha karşılaştım.

Halkın en büyük derdi terör olduğu gibi gençlerinde en büyük gündemi bu.

Ne olursa olsun şiddetin bitmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Geleceği; ticaretin, bilimin ve tarihin üzerine inşa etmek istiyorlar. Temkinli fakat umutlular. Yıllarca OHAL ile yönetilen bölgede yaşananları büyüklerinden dinlemişler, yaşları biraz daha büyük olanlar hatırlıyor da…

***

Birkaç gün önce Diyarbakır’da Sırp bir keskin nişancı yakalandı.

Terör uluslararası boyutta…

Elbette bu durum yeni değil.

Devleti silah bıraksın diye hunharca eleştirenler bu resmi artık görmeli.

Çatışmanın bölgeye, bölge halkına faydası olmadığı aşikâr ancak ‘’çözüm sürecinde’’ silahların gömülmesini bir yana bırakın, cephane yığınağı yapılmış. Tüm bunlarla beraber; yol kesip insanları öldüren, okulları, yurtları, otobüsleri yakan canlı bomlarla katliamlar yapan PKK’yı görmeyip de, Devlet’in silah bırakması gerektiğini savunan zihniyetin hangi uluslararası kirli odağın piyonu olduğu müphem bir durum değildir.

Çatışmalarda masum insanların –az ya da çok-öldüğü, başka ilçelere, illere göç ettiği maalesef bir gerçektir.

Ticaret, eğitim ve sosyal hayatın aksadığı da bir gerçek.

Bu noktada zafiyet, eksiklik adı her neyse araştırılmalı incelenmeli. Devlet sıktığı kurşunun hesabını sonuna kadar vermeli, elbette.

Bölgede ki karışıklık bahane edilerek gelişi güzel hareket edilmemeli. Hem fikiriz.

İş çözüm sürecine kadar geldi ancak bir kere daha anlaşıldı ki PKK silah bırakmaya niyetli değil.

Silah bırakmaya niyetli olan silah depolamaz.

Devlet ise her daim silah depolar çünkü Devlet; din, dil, ırk, mezhep, meşrep ayırımı yapmadan vatandaşını, güvenliği, huzuru, sınırları, iç ve dış tehditlere karşı koruma işini yapar. Devlet silah bıraksın demek en hafif deyimiyle akl-ı evvellerin işi olsa gerek.

Ancak bütün sorunun silahla çözülmeyeceği de bir gerçek olmakla beraber Devletin bir elinin ’de masada olması gerekiyor.

Devlet bu, pek tabi yanlış yapabilir.  Şeyh Edebali’nin dediği gibi ‘’insanı yaşat ki devlet yaşasın’’  şiarı yöneticilerin temel düsturu olmalıdır ancak her eleştirmek isteyen otobüslere Molotof mu atacak? Çukur mu kazacak?

Usul bu değil yani bu terörist usulü…

Bölge halkı, PKK baskısına rağmen, evlerinin, iş yerlerinin tahrip edilmesine rağmen, terörün yanında yer almadı. Yapılan onca kışkırtmaya rağmen bu tuzağa düşmedi.

Öyle ya da böyle bu habis ur artık temizlenmeli.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ